40,2592$% 0.13
46,7280€% 0.07
53,9463£% 0.2
4.309,12%-0,18
7.021,00%0,34
28.001,00%0,34
3.335,67%0,36
10.222,02%-0,03
4782277฿%1.63469
126967Ξ%6.02364

Enflasyon, mal ve hizmetlerin fiyatlarında sürekli bir artış yaşanması olarak tanımlanır. Tek bir mal ya da hizmetin fiyatının yükselmesi enflasyon değildir. Önemli olan, genel fiyat seviyesinin sürekli olarak artmasıdır.
Bu yazıda yıllık enflasyonun nasıl hesaplandığını ele alacağız. Ayrıca enflasyon oranı ve TÜİF enflasyon hesaplamasının nasıl yapıldığını verilerine göre açıklayacağız.
Bunun yanında aylık enflasyonun hesaplama yöntemine değineceğiz. Son olarak 12 aylık ortalama enflasyonun nasıl hesaplandığını inceleyeceğiz.
Enflasyon, mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki değişimlerle ölçülür. Türkiye’de enflasyon genellikle tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ile hesaplanır. TÜFE, belirli bir dönemdeki fiyat artışlarını gösterir.
Aylık ve yıllık enflasyon oranları bu endeks üzerinden belirlenir. Merkez bankası ve ekonomi analistleri, bu verileri ekonomik kararlar almak için kullanır.

Enflasyonun tek bir nedeni yoktur. Ekonomideki farklı faktörler bir araya geldiğinde fiyatlar yükselir. Enflasyonun artmasına katkı sağlayan başlıca etkenleri şu şekilde sıralayabiliriz:
Dolaşımdaki para miktarının artması, tüketici harcamalarını yükseltir. Talep, mal ve hizmet arzından hızlı artarsa fiyatlar yükselmeye başlar.
Enerji, hammadde ve iş gücü maliyetlerindeki artış, üretim maliyetlerini yükseltir. Bu durum üreticiler üzerinde baskı oluşturur ve fiyat artışına yol açar.
Üretim kapasitesinin sınırlı olduğu durumlarda talep, arza göre daha hızlı artabilir. Bu da fiyatların yükselmesine neden olur.
Uluslararası enerji fiyatları ve döviz kurlarındaki dalgalanmalar, enflasyonu etkiler. Bu faktörler ithalat maliyetlerini artırabilir veya üretim giderlerini yükseltebilir.
Uygulanan para politikaları da fiyatları etkiler. Hükümet harcamalarını artırır ve para arzını genişletirse, talep artar ve enflasyon yükselir.
Bu faktörlerin birleşimi, enflasyonun ekonomik sistemde neden yükseldiğini anlamamıza yardımcı olur.
Yıllık enflasyon oranının %10 olması, fiyatların bir önceki yıla göre %10 arttığını gösterir. Geçen yıl 20.000 TL’ye alınan bir mal bu yıl 22.000 TL olur. Aynı durum hizmet için de geçerlidir.
Bir sonraki yıl enflasyon %5’e düşer. Bu durumda 22.000 TL olan mal veya hizmetin fiyatı 23.100 TL olur.
Bu örnek enflasyonun düşmesinin fiyatların azalması demek olmadığını gösterir. Enflasyon sadece fiyat artış hızını yavaşlatır. Örneğin 20.000 TL olan fiyat, %10 enflasyonla 22.000 TL’ye çıkar. Ertesi yıl %5 enflasyonla 23.100 TL olur.

Sıfır enflasyon, fiyatların değişmediği bir durumu ifade eder. Mal ve hizmetlerin fiyatı sabit kalır, tüketicilerin satın alma gücü değişmez. Örneğin, bugün aldığınız bir ürünle bir yıl sonraki fiyat arasında fark olmaz.
Fiyat artışı beklenmediği için tasarruf ve harcama alışkanlıkları etkilenebilir. Oysa hafif bir enflasyon, hem işletmeleri hem de tüketicileri harcama yapmaya teşvik eder. Bu sayede ekonomik canlılık desteklenir.
Sıfır enflasyon, deflasyon riskini de beraberinde getirebilir. Fiyatların düşeceğini düşünen tüketiciler harcamalarını erteleyebilir. İşletmeler ise talep azaldığı için üretimlerini kısabilir.
Böylece ekonomik aktivite yavaşlar ve durgunluk yaşanabilir. Sıfır enflasyon, ilk bakışta avantajlı görünse de uzun vadede ekonomiye zarar verebilir.
Talep enflasyonu, para arzının artmasıyla birlikte talebin yükselmesidir. Bu durum fiyatların artmasına yol açar.
Harcamalar ve ihracat, üretim ve ithalatın toplamını aştığında talep enflasyonu ortaya çıkar. Genellikle para arzının artması tüketimi artırır ve bu süreç enflasyonu tetikler. Bu noktada TCMB enflasyon verileri süreci takip eder.
Ekonomide toplam arz, toplam talebi karşılayamazsa fiyatlar yükselir.
Tüketicilerin harcamaları, enflasyonu etkileyen önemli bir faktördür. Bir malın fiyatı arttığında, aynı malı almak için daha fazla para harcamak gerekir. Bu, ya tasarrufların azalması ya da tüketicilerin gelirlerinin artması ile mümkün olabilir. Fiyatlar yükseldiğinde, eğer gelirler ve harcamalar da aynı oranda artarsa, enflasyon da artmaya devam eder.

Enflasyon sadece talep tarafından değil, arz tarafından da etkilenir. Üretimde kullanılan malzeme ve iş gücü maliyetlerinin artması, fiyatların yükselmesine ve enflasyonun oluşmasına neden olur.
İşçi ücretlerindeki sürekli artışlar firmaların maliyetini artırır. Vergi yükü ve hammadde fiyatlarındaki yükseliş de üretim maliyetini yükseltir. Bu durum fiyatların genel seviyesinin artmasına yol açar. Böylece maliyet enflasyonunun başlıca nedenleri ortaya çıkar.
Eğer enflasyonun artmayacağı beklentisi hakimse, talep ve maliyet enflasyonu artışı durabilir. Ancak enflasyonun yükseleceğine dair bir beklenti oluşursa, davranışlar buna göre şekillenir ve enflasyon artar.
Enflasyonun yükseleceği beklentisi varsa, çalışanlar alım güçlerini korumak için ücret artışı talep eder. Bu özellikle memurların ve emeklilerin maaş artış taleplerinde görülür. Bu durum, firmaların maliyetini yükseltir. Firmalar artan maliyeti tüketicilere daha yüksek fiyatla yansıtırsa, enflasyon artar.
Ayrıca, haziran ayında yapılan toplu sözleşmeler ve geçmişteki yüksek enflasyonun etkisi, enflasyon beklentilerini şekillendirir. Bu sayede ekonomik sözleşmeler de enflasyonun kendi kendini beslemesine katkıda bulunur.
Arz enflasyonu, maliyet enflasyonu olarak da adlandırılır. Üretimde kullanılan malzeme ve iş gücü maliyetleri arttığında fiyatlar yükselir. Bu tür enflasyon, talep yerine üretim tarafındaki faktörlerden kaynaklanır.
İşçi ücretlerindeki artış maliyet enflasyonunu tetikler. Ayrıca firmaların vergi yükünün yükselmesi, hammadde fiyatları ve döviz kuru artışları da fiyatların yükselmesine yol açar.
Yerleşik enflasyon, piyasa katılımcılarının ve tüketicilerin gelecekteki enflasyon beklentilerinin fiyatlara yansımasıdır. Beklentiler enflasyonun artacağını öngörüyorsa, çalışanlar ücretlerinde artış talep eder. Bu durum işveren maliyetlerini artırır ve fiyatlar yükselir. Sonuçta, enflasyon kendi kendini besleyen bir döngüye girer.

Çekirdek enflasyon, kısa vadeli dalgalanmaların etkisini azaltarak temel fiyat hareketlerini gösterir. Genellikle enerji ve gıda gibi fiyatları hızlı değişen kalemler bu hesaplamaya dahil edilmez. Bu sayede ekonominin uzun vadeli eğilimleri daha net görülür.
Çekirdek enflasyon, merkez bankaları ve ekonomi analistleri için istikrarlı bir referans sağlar. Dalgalı kalemlerden arındırıldığı için, ekonomik politika yapıcıları enflasyonu daha doğru değerlendirir ve uygun önlemler alabilir.
Enflasyon, bir ülkedeki yaşamın tüm yönlerini etkiler. Kamu bütçesinin halka dağılımı ve sunulan hizmetler enflasyondan olumsuz etkilenir. Halkın bir kesiminin geliri enflasyon oranından daha hızlı artarken, diğer kesiminin geliri bu hızın gerisinde kalır. Bu durum, zengin ve fakir arasındaki uçurumu derinleştirir.
Satın alma gücünün azalması, sosyal huzursuzluklara neden olabilir. Spekülasyon yoluyla elde edilen kazançlar, emeğe dayalı kazançların önüne geçer. Dar ve sabit gelirliler enflasyondan en çok zarar gören kesimdir, çünkü gelirlerinin artan fiyatlara yetişmesi zordur. Enflasyondan en fazla etkilenenler ise parasını tasarruf edenler ve alacaklılardır, çünkü paranın değeri düşer.
Enflasyon, borçlular için avantajlıdır. Çünkü borçlarını daha değersiz parayla öderler.
Enflasyon yükseldiğinde, ekonomik açıdan güçlü kişiler uzun vadeli borç alarak mal veya mülk satın alır. Bu durum fiyatların daha da artmasına yol açar.
Enflasyon sürdükçe insanlar değeri düşen parayı mal veya gayrimenkule yatırmaya çalışır. Bu sayede her türlü mala olan talep artar ve paranın dolaşım hızı yükselir. Sonuç olarak, paranın değeri daha da düşer.
2025 yılı enflasyon beklentileri, özellikle toplu sözleşmelere bağlı olarak maaş artışlarını etkiler.
Enflasyon, üretim ve kalite üzerinde de olumsuz etkiler yaratır. İş bulmanın kolaylığı ve kazançların artışı, işçileri ve satıcıları kayıtsız ve umursamaz hale getirebilir. Bu durum, her tür malın piyasaya sunulmasına yol açar.
Enflasyon, dış ödemeler dengesini de bozar. Sermaye, paranın değerinin sabit ve getirisinin yüksek olduğu yerlere kaçar. Eğer enflasyon hızı diğer ülkelerden düşükse, ihracat zorlaşır ve ithal mallara olan talep artar. Turizm gelirlerinin büyüme hızı yavaşlar ve vatandaşların yurtdışında yaptıkları harcamalar artar.
Bu süreçte para arzı arttıkça enflasyon hızlanır. Bir noktadan sonra, para miktarındaki artışın etkisi azalır ve enflasyon kendi kendini besler hâle gelir.

Bir ülkenin para biriminin değerini artırmak için Merkez Bankası, elindeki imkanlarla kısa vadede enflasyonu frenleyecek tedbirler almalıdır.
Merkez Bankası’nın önlemleri, enflasyonun artışını geçici olarak durdurabilir. Ancak sadece para politikaları kısa vadeli sonuç verir.
Bu nedenle devlet kurumlarının yapısal reformlarla süreci kontrol altına alması önemlidir. Zam oranının belirlenmesi ve maaş zamları gibi düzenlemeler de süreci etkiler.
Bu bağlamda Merkez Bankası’nın müdahaleleri, gerekli reformlar için zaman kazandırıcı bir rol oynar.
Merkez Bankası’nın bağımsız para politikası uygulaması önemlidir. Devlet kurumlarının bu süreçte etkin yönetilmesi ve kriz anlarında hızlı kararlar alınması gerekir.
Tasarruf tedbirlerinin devlet ve halk tarafından benimsenmesi, enflasyonu olarak kontrol altına almak için kritik öneme sahiptir. Memur maaşlarında ve zam oranı düzenlemeleri de bu süreçte etkili olur.
Uygun faiz oranlarıyla dış borç alımını kolaylaştıracak reformlar yapılmalıdır. Ayrıca ihracatçıları teşvik edecek önlemler artırılmalı, zorunlu ürünler dışında ithalat azaltılmalıdır.
Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ve üretici ile tüketiciye sağlanan güven, enflasyonla mücadelede temel yöntemlerdir.
Yüksek enflasyon, ekonomide istikrarı sağlamak ve fiyatları sürdürülebilir seviyelere çekmek açısından önemlidir. Ancak bunu başarmak uzun vadeli bir süreçtir. Uygulanacak adımlar, ülkenin ekonomik koşullarına ve enflasyonun nedenlerine göre değişir.
Merkez bankaları, faiz oranlarını artırarak para politikasını sıkılaştırabilir. Bu yöntem, borçlanma maliyetini yükseltir ve tüketici harcamalarını kısıtlar. Böylece talep baskısı azalır ve enflasyon kontrol altına alınabilir.
Para arzının sınırlanması, ekonomideki talep baskısını düşürür. Daha az para dolaşımda olduğunda tüketici harcamaları yavaşlar ve fiyat artış hızı azalır.
Hükümetler, bütçe ve harcama politikalarını gözden geçirerek enflasyonu sınırlayabilir. Harcama kısıtlamaları veya vergi artırımları, talep üzerindeki baskıyı hafifletir.
Enerji ve hammadde maliyetlerinde düşüş sağlamak, üretim maliyetlerini azaltır. Bu da ürün fiyatlarının yükselmesini engelleyerek enflasyonu düşürmeye yardımcı olur.
Döviz kurunun istikrarlı tutulması, ithalat maliyetlerinin kontrolünü sağlar. Böylece enflasyonun yükselmesi engellenir.
Enflasyonu düşürmek hızlı bir süreç değildir. Politika yapıcıların şeffaf ve sürdürülebilir önlemler alması, fiyat istikrarını sağlamada etkilidir.
Piyasa açıklığını artırmak, rekabeti güçlendirmek ve kamu harcamalarını verimli kullanmak gibi iktisadi reformlar, enflasyonun düşmesine katkı sağlar. Bu süreç, yatırımcıların katılım endeksi hisseleri gibi güvenli yatırım araçlarına yönelmesine de yardımcı olabilir.

Enflasyonun artması, sermaye piyasalarında katalizör etkisi yapabilir. Fiyatların yükselmesiyle birlikte şirketlerin nominal kârlarının artması ve bunun hisse senedi fiyatlarına olumlu yansıması mümkündür. Ancak, enflasyonun artışı tek başına borsanın yükselmesi için yeterli bir sebep olmayabilir. Şirketlerin kârlılık durumu, sektörel etkiler ve diğer birçok faktörün de değerlendirilmesi gereklidir.
Bugün 20 Ağustos 2025’tir. Türkiye’de enflasyon verileri TÜİK tarafından her ayın 3. iş günü saat 10:00’da açıklanır. Bu takvim, memur ve memur emeklilerinin maaş zamları, sosyal yardımlar ve ekonomik planlamalar için kritik öneme sahiptir.
2025 yılı itibarıyla enflasyon oranları aşağıdaki gibidir:
Bu enflasyon verileri, memur maaşlarında yapılacak zam oranları ve ekonomik planlamalar için temel alınmaktadır.
Enflasyon, Türkiye’nin uzun yıllardır karşı karşıya olduğu ekonomik bir olgudur. Bu döneme bakmak için 1970’li yıllara uzanmak gerekir. O yıllarda petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, siyasi ve ekonomik krizler enflasyonun artmasına neden oldu. 1980 yılında yıllık enflasyon %115,6 seviyesine yükseldi.
80’li yıllar, serbest piyasaya dayalı reformların uygulandığı 24 Ocak kararları ile başladı. Askeri yönetim döneminde yıllık enflasyon %33 civarına geriledi. 1983’ten sonra fiyatlar yeniden yükselmeye başladı. 80’li yıllarda yıllık ortalama fiyat artışı %46 oldu.
1990’lı yıllarda siyasi istikrarsızlık ve ekonomik sorunlar enflasyonun sürekli artmasına yol açtı. 1994 yılında kamu açığı ve cari açık rekor seviyelere ulaştı; yıllık enflasyon %125,5 olarak gerçekleşti. 2000’li yıllara kadar çeşitli istikrar paketleri uygulandı ancak etkileri sınırlı kaldı.
2001 ekonomik krizi sonrası mali disiplin önlemleri devreye girdi ve dalgalı kur rejimi benimsendi. Ekonomik programın disiplinli uygulanması ile enflasyon düşmeye başladı. 2004 yılında %9,3, 2010’da %6,4 seviyelerine geriledi.
2017’den sonra hem Türkiye’de hem de dünyada yaşanan faktörler enflasyonu yükseltti. 2021 yılında %36,08, 2022’de %64,27 ve 2023’te %64,77 olarak ölçüldü.
Enflasyon Nedir sorusuna sizlerle beraber detaylıca bir cevap almaya çalıştık. Bunun gibi daha birçok yazımız için blog kısmımızı ziyaret etmeyi unutmayın.

Enflasyon Nedir ve Nasıl Hesaplanır?
1
THY Türk Hava Yolları Katılım Endeksine Uygun mu? THY Helal mi? Hisseyi Almak Caiz mi?
1924 kez okundu
2
Dinamik Isı (DNISI) Katılım Endeksine Uygun Mu?
1736 kez okundu
3
Fiili Dolaşımdaki Lot Sayısı Az Olan Hisseler
1499 kez okundu
4
Hisse Bakiyesi Yetersiz Ne Demek? Borsada Bakiye Yetersiz Ne Demektir?
1432 kez okundu
5
Pegasus (PGSUS) Katılım Endeksine Uygun Mu?
1306 kez okundu